Ertesi Günce
Ertesi Günce

Ertesi Günce

Görüntüleme
sayısı: 6990
Yazar : İlhan Mimaroğlu
Üretici: Pan
Ürün Kodu: 9789757652397
Basım Tarihi :1994
Boyut :14.00 cm x 20.00 cm
Sayfa Sayısı:166
Stok Durumu: Stokta var
30.00TL
Miktar: Sepete Ekle
0 yorum  0 yorum  •  Yorum Yap

Arka kapakta kitabı sattıracak sözler gerektiğine göre bu yolda bir çaba göstersem iyi olur. Reklamları örnek alsam?

"Sizi şaşırtacağız." Ben de sizi şaşırtmak istediğim için bakalım nasıl şaşırtacaklarmış. Giyim kuşam bir adam, deveye binmiş. New York sokaklarında geziyor. Şaşırdınız mı? Ne ki, kitabıma vereceğiniz paranın deve olacağını sanabileceğiniz için, sakınsam iyi olur bu örnekten.

"Aşkın rahminde gözü görmez balıklar gibiyiz." Pantolon satılabiliyorsa bu sözle, kitap niye satılmasın?

Olmadıysa bunlar, kitabımın içindekileri sayıp dökmeye başlasam olacağı tutar belki. Neler yok neler! Var olmak ya da olmamak, dünyanın bir türlü gelmeyen sonu, ıslık çalan gökdelen, Kafokistan'da kopan kıyamet, beni alıp götürmeye geldikleri gün... Postmodern de var kitabımın içinde, sanatın işe yarayıp yaramadığı da var. Hele hele müzik de var. Pavarotti, Paul McCartney, İbrahim Tatlıses, Michael Jackson, Led Zeppelin, Mussolini'nin piyano çalan oğlu, oturma odası kertenkeleleri... Madonna da var. Biliyor musunuz polis ne demiş Madonna'ya? O da var. Mozart da var. Kambersiz düğün olur mu? Gene mi bir reklam? "Kulaklarınızı gece okuluna gönderiniz." Altında Mozart'ın resmi. Kulaklarınızı gece okuluna küçük bir gece okuluna küçük bir gece müziği için mi göndereceksiniz? Ondan da söz ediyorum kitabımda. Ama sözünü daha çok ettiğim, gündüzlerin koskoca bir hiçlik müziği: Eine grosse Nichtigkeitmusik. Yetti mi?

Yetmediyse şu da var. "Günce" deyip dururken, baktım "günlük" demeye başlamışlar. Yumurta gibi. Buldum en iyisini! Yumurta niyetine alın bu kitabı.

Basından

Güncelerden fotoğraflar..
İlhan Mimaroğlu adı bu sayfaların okurlarına hiç de yabancı değildir. Şimdi şu satırları okurken başınızı sola çevirmeniz yetecektir onun haftalık yazısını görmek için. Kimi dünyaya kafa tutan, kimi çocuksu bir neşeyle köşe kapmaca oynayan, kimi bilgece yaklaşımla bir felsefeyi irdeleyen, kimi de ilk gençlik coşkusuyla düşlem kuran yazılardır.

İlhan Mimaroğlu'nun 'Günsüz Günce'sinden sonra yayımlanan 'Ertesi Günce'sini okudunuz mu? Günce okumanın keyfi bambaşkadır.

Günceler yazarların nabız atışına tanık olurlar. Tıpkı televizyon kamerası gibidirler; onlardan pek bir şey saklayamazsınız. Üstelik ille de sanatsal olsun diye güncelerini allayıp pullamaya özen göstermez yazarlar. Kimi ünlü edebiyatçı, roman öykü gibi dallarda yerleştirdiği biçemi (stili) güncesinde uygulamaz. Hatta kimi yazar "Bugün günceme hiçbirşey anlatmak istemiyorum" deyip ruh halini apacık ortaya koyuverir. Günceler esintilerdir, izlenimlerdir, değinmelerdir.

New York gibi gümbür gümbür bir kentin ortamını yıllardır soluyan, ince ayrıntılarda kocaman dünyalar yaratabilen bir Türk bestecisinin, İlhan Mimaroğlu'nun günceleri ise bir uzun filmin ayrıntılarını izler gibi. Yıllardır fotoğraf çekme merakı olduğunu bilirim sanatçımızın. iİk tanıştığımızda, henüz merhaba diyemeden peşpeşe fotoğrafımı çekmeye başladığında neredeyse soluğum tutulmuştu. Neye uğradığımı şaşırmıştım. "Belki de böylece beni tanımaya çalışıyor; henüz tek sözümü bile duymadan peşpeşe resmimi çekerken şu andaki tepkilerimi ölçüyor; sıkılgan mıyım, atılgan mıyım, ne bileyim, bir yandan deklanşöre basıyor bir yandan da beni izliyordur, aman Tanrım doğal olmalıyım" gibilerden bir telaşa kapıldığımı itiraf etmeliyim. İşte böylece yaşamın her anının, her köşesini fotoğraflamış Mimaroğlu. Belki de bu nedenle Günsüz Günce'yi de Ertesi Günce'yi de okurken bir film izliyormuşum duygusuna kapıldım. Başı sonu olmayan, doğaçlamayla türetilmiş ve kolaj yoluyla birleştirilmiş sahneler. Ancak böyle bir film kurmaya kalkışınca şu sorun çıkabilir karşımıza: Acaba Mimaroğlu'nun onaylayacağı, kalıplardan arınmış, imge gücünü bağımsızca kullanabilen, yolunu öbürlerinden ayırabilmiş ve de adı sanı duyulmamış bir yönetmen nasıl olacaktır?

Her iki kitapta da güncelere tarih koymamış. İskambil kâğıdı gibi seçip sırasız yerleştirmiş onları. Satır aralarında en çok etkilenerek okuduğunuz şey, kalıplaşan kavramlara başkaldırı. Sınırlara sıkıştırılan sanat akımları (postmodernizm, minimalizm gibi) bir yerde gericilik örneği İlhan Bey için. Bunlarla inceden alay etmekte: Post modernizm modernin postu kaptırmasıdır." Yenilikçi olmak da doğal bir akıştır. Mutlaka izmlerle sınırlanmamalıdır. Yeniliğe açık görüşleri, zaten çağımızın öncü yöntemlerini işlemiş bir besteci olarak müziğinde kanıt bulmuş. Ancak çağın sonlarındayken artık bunların da yeni sayılamayacağını anlıyorsunuz günceleri okudukça. Ve de hâlâ geleneksel yöntemleri kullanan bestecilerden "Halka yaranmak için geçmişe sığınanlar" diye söz ederken yeniye kapıların açık olmayışına karşı bir siteme de sıkça tanık oluyorsunuz. "Beethoven'a, Mozart'a, Shakespeare'e körü körüne tutulanlar"; bir dolu çalıcı yetiştiği halde neden çağdaş sanat müziğinin az çalındığı; ne kadar çalındığına dair istatistik bile yapılmadığı; konser programlarında hâlâ Mozart diye direnenlerin nasıl da tutucu olduğunu okurken ona hak vermemek elde değil.

İstanbul-Ankara-Paris-New York arasında bir gezintiye çıkarıyor sizi bu güncelerde Mimaroğlu. Yer yer bir otobiyografi oluveriyor. Bir bakıyorsunuz onun ilk gençlik yıllarında sıradan olaylar olarak algıladıklarını bugün tarih kitaplarında okumaktayız. Ayrıca çağımız müziğine yön vermiş nice ünlü besteci de Mimaroğlu'nun yaşamına karışmış sıradan insanlar olarak çıkıveriyor karşımıza: Varese, Ussachevsky, Ligeti ve niceleri. 1963 yılında Varese'in öğrencisi olduğunu Mimaroğlu'nun hiçbir özgeçmişinde okumamıştım. Anlaşılan özgeçmişe girmeyecek kadar doğal bakmış bu kendisine "ufuklar açan" derslere. Bir yanda çok ünlü, ancak Mimaroğlu için sıradan kişiler; öte yanda adı hiç duyulmamış ancak Mimaroğlu'na göre değerleri olan gizli kalmış kahramanlar var portreleri arasında.

İnce alayla günümüzü, geleceği, eskiyi yeniyi ve toplumları eleştirdiği satırlar arasında şunlara raslayabiliyorsunuz: "Roma yanarken Neron keman çalarmış. Amerika batarken de Clinton saksofon çalıyor." Bir de Papa'ya taş var: "Papa düşüncelerini Bosna-Hersek'e Somali'ye yöneltmiş Noel'de. Bunu öğrendiğimde klavsenci Wanda Lantowska'yı andım. Bir tanıdığına hep 'Size bir armağanım olacak' dermiş. Günün birinde, 'Verdim size armağanımı dün gece' demiş. Bach'ın prelüdünü çalarken düşüncelerimi size yönelttim." Kimlere rastlamıyorsunuz ki Ertesi Günce'de: Madonna'dan Ken Russell'a, Erdoğan Çaplı'dan Elvis Presley'e, Aydın Esen'den Hüseyin Sermet'e, Bülent Arel'den benim söyleşi kitabıma kadar nice nice değinme var.

Metin And, Verda Erman, Dizzy Gillespie, Ahmet Muhip Dranas ve Umur Pars ile adını unuttuğu kişilerden oluşmuş bir fotoğraf kompozisyonunu okurken belki de dedim, Mimaroğlu'nun bir sonraki kitabı elindeki bunca fotoğrafın izlenimleri olacaktır. Günümüzde sanat disiplinleri birleşirken kimbilir bir bestecinin ses dünyasıyla görüntü dünyasını birleştirdiği yazıları da yepyeni bir sanat dalı olarak doğabilir.
(Evin İlyasoğlu, Cumhuriyet, 16 Ağustos 1995)

Kitaptan Bir Bölüm

Sanat Ne İşe Yarar?

İşe yaramaktan ne anlaşıldığına bağlıysa da, sanatın hiçbir işe yaramadığı, hiçbir iş görmediği doğru değildir. Sanat alınır, satılır. Sanat zenginleştirir, yoksullaştırır. Alçaltır, yükseltir. İş buldurur, işsiz bıraktırır. Yüze güldürür, arkadan vurdurur. Kiminin heykelini diktirir, kiminin mezar taşını bile yok eder.

Gözyaşları döktürür, kahkahalar attırır, öksürtür, esnetir, uyutur, uyandırır Komşuların uykusunu kaçırdığı da olur. Yahnisi, kalyesi, kızartması, buğulaması yapılmazsa da tabak olur, çatal bıçak olur, çanak çömlek olur, peçete olur, masa örtüsü olur, masa olur, iskemle olur.

Kalburun üstünde kalıp kalmaması kalburuna bağlıdır. Hayata benzemek istediği olursa da hayatın kendine benzemesini de hoş görür. Politikayla bir yatakta yatmadığı yolundaki söylentiler uydurmadır.

Kolesterol ve tansiyon düşürdüğü henüz kesinlikle saptanmamıştır; ama çene düşüklüğüne yol açtığı bir gerçektir. Ölür ya da ölmez. Öldüğünde dirilir ya da dirilmez. Genellikle ölüsü dirisinden daha çok iş görür.

Evdeki hesabın çarşıya uymamasından, akılsız başın cezasını ayağın çekmesinden, keskin sirkenin küpüne zarar vermesinden sorumlu değilse de bal tutana parmak yalatır, etek öpenin dudağını aşındırmaz, olsayla bulsayı bir araya getirir ve parayı verene düdüğü çaldırır.

Bu ürün için daha önce yorum yapılmadı.

Yorum Yap

Adınız:


Yorumunuz: Not: HTML'ye dönüştürülmez!

Oylama: Kötü           İyi

Doğrulama kodunu giriniz:



Şipşak Mozart, dâhi müzisyen hakkında bilmeniz gereken her şeyi sunuyor. Mozart gerçekte nasıl biri..
13.00TL
Bu kitap, müzik tarihinde "Büyük Bach, Müzik Evreninin Başöğretmeni" diye anılan Johann Sebastian Ba..
23.50TL
İngiltere ve Fransa'da yazarın adı konmadan yayınlanan ve hemen hemen bütün dillere çevrilmiş olan b..
10.00TL
"Bundan 23 yıl önce tutulmuş bu sohbet notlarını kitap haline getirirken o günleri hatırladım. Adnan..
25.00TL
Bu kitapta, müzik öğrencilerini, müzisyenleri ve Batı Müziği’ne ilgi duyan bütün müzikseverleri, &nb..
30.00TL