...Gerçekte bu kitap başlıyor sayılmaz. Bitiyor da sayılmaz. Başlıyor gibi görünüyorsa da bir yerde (1984), başladığı yer orası değil. Hiçbir yer. Bittiği yer de bir bitiş değil. Hiç olmazsa, bilebildiğimce, henüz değil. İkisinin arasındakilerse günlerin birbirini izleyişine uymuyor. Başlarmış gibi göründüğü yılın ardından gelen bölümler, yıllar önceden de olabilir, sonradan da. Adı üstünde: "Günsüz Günce".
Öyleyse, okura bir öneri: baştan sona okunması gerekmez bu kitabın. Sondan başa okunması da gerekmez. Oradan buradan okunması iyi olur. Ama her okur özgürdür bildiği, dilediği, alıştığı gibi okumaya. Okumamaya da. Okunmayacaksa, dilerim ki rafta dururken sırtı dışarıya doğru olsun kitabın. En azından adım görünür böylece...
Basından
İlhan Kemal Mimaroğlu'nun Günsüz Günce'sini okumak sadece keyif değil, öğretici, düşündürücü, yer yer öfkelendirici, kışkırtıcı ve biz yaştakiler için epey nostaljik... Müzikle yakından uzaktan ilgisi olan Modalı, Galatasaraylı, Ankaralı, New Yorklu ve Parislilerin tümünün bu kitaptan büyük haz alacaklarına kalıbımı basarım.
>(Filiz Ali, Cumhuriyet, 13 Eylül 1989)
Arkadaşım İlhan Mimaroğlu'nun anılarını, görüş ve düşünlerini, kendinden özdeyişlerini içeren bir kitabı yayınlandı; "Günsüz Günce." Mimaroğlu sıraladığı ilginç geçit boyunca yer yer yaşam öyküsünden notlar da katarak kişiliğini oluşturan eğitim ve öğretim çizelgesini sergiliyor, müzikle kaynaşım yolundaki aşamalarının öyküsünü olaylara sararak belirliyor. Kitap boyunca mizah örtüsüne bürünmüş, büyük ornatısı Amerika'ya ve New York'a yönelik taşlamalar aslında çoğumuzun gözleyip açıklama fırsatını, yerin yordamını bulamadığımız türden... Bu ülke ve daha çok bu kentle uzun bir sürenin sağladığı yakınlık bizlere o iklimin müzik evreni yanı sıra toplumsal kesitinden de görüntüler veriyor. "Günsüz Günce"nin belgesel yönü de var. Örneğin aralarında John Cage, Virgil Thomson, Gunther Schuller, Ned Rorem gibi tanınmış yenilikçilerin de bulunduğu bestecilerden derlenmiş çağdaş müzikle ilgili düşünler...
(Faruk Yener, Milliyet, 20 Eylül 1989)
Kitaptan Bir Bölüm
Bir kol saati yapmışlar. Sayıların yerine notalar var.
Üçü beş mi geçiyor saat? "Mi'yi do diyez geçiyor" diyeceksiniz. İkiye yirmi mi var? "Re'ye la bemol" o da.
Günün birinde belki alaturkasını da yaparlar o saatin. 12 yerine do değil de Çargâh. 7 yerine sol değil de Gerdaniye.
"Saat kaç şimdi?"
"Dikçe Dilavizi Gülizar geçiyor."
"İyi öyleyse. Mahura Muhayyer kala Eminönü'ne bir vapur var. Kaçırma onu. Kolaylık olsun diye Köprü'nün Kadıköy iskelesi çıkışında buluşalım Acemaşiranı Yegâh geçe. Oldu mu?"
"Oldu."
"Unutma. En geç Zirguleye Dilarâ kala Arnavutköy'de olmalıyız."